İMAM-I CAFER ALLAH'IN İPİ BİZİZ
Canibim.Com

İMAM-I CAFER ALLAH'IN İPİ BİZİZ - Canibim.Com

İmam Cafer (a.s): ‘Allah’ın ipi, biziz’

İmam Cafer-i Sadık “Topluca Allah’ın ipine yapışın” (Ali İmran 103) ayetiyle ilgili olarak “Allah’ın ipi biziz” buyurmaktadır.

İmam Cafer-i Sadık "Topluca Allah'ın ipine yapışın" (Ali İmran 103) ayetiyle ilgili olarak "Allah'ın ipi biziz" buyurmaktadır. 
İmam Rıza ise babası kanalıyla Hz. Ali'den şöyle rivayet etmektedir; Resulullah (sav) buyurdu ki; "Kurtuluş gemisine binmek, Allah'ın ipine yapışmak isteyen Ali'yi sevsin ve O'nun evlatlarından olan hilafetçileri izlesin." 

"Ey inananlar! Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun." (Tövbe 119) Bu ayet hakkında İmam Muhammet Bakır şöyle diyor; Yani Al-i Muhammet ile birlikte olun."

"Bilmiyorsanız zikir ehline sorun" (Nahl 43) İmam Muhammet Bakır; bu ayet nazil olunca imam Ali buyurdu ki; Zikir ehli biziz. Yüce Allah kitabında bizi kastetmiştir."

"Sen ancak bir uyarıcısın, her toplumun ise bir yol göstericisi vardır" (Ra'd 7) İmam Muhammet Bakır; Uyarıcı Resulullah' tır (sav). Bizden her zaman Allah'ın peygamberinin getirdiği şeylere hidayet eden bir yol gösterici vardır. Resulullah'dan sonra yol gösterici Ali'dir ve o'nun ardından birbirinden sonra gelen vasilerdir." 

"Onun tevilini Allah ve ilimde ileri gidenlerden başka kimse bilemez." (Ali İmran 7) İmam Cafer-i Sadık buyuruyor ki; İlimde ileri gidenler, Emir'ül müminin Ali ve O'ndan sonraki imamlardır." 

"Allah ve melekleri peygambere salat etmektedir. Ey inananlar! Sizde O'na salat edin, içtenlikle selam verin." (Ahzap S. 56)

Resulullah'ın (sav) bu ayetle ilgili olarak, "Sana nasıl salat edelim" diye sorulduğunda şöyle buyurdu; "Şöyle deyin; Allah'ım! İbrahim'e ve al-i İbrahim'e bereket verdiğin gibi Muhammet ve al-i Muhammed'e de bereket ver. Doğrusu sen övülen ve ulusun."

 
Ebu Basir, "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Resul'e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de…" (Nisa 59) ayetinin tefsirinde, İmam Muhammet Bakır'dan şöyle nakletmiştir; "Emir sahipleri, kıyamet gününe kadar Ali ve Fatıma'nın evlatlarından gelecek imamlardır." 

 
Cabir b. Cufi, Cabir b. Abdullah El-Ensari'den şöyle duyduğunu nakleder; Yüce Allah (c.c) Peygamberi Muhammed'ine, "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Resul'e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin…" ayeti nazil kıldığında, Ya Resulullah, dedim li, Allah ve Resulünü tanıyoruz. Peki, Allah'ın itaatlerini senin itaatinle beraber kılan emir sahipleri kimlerdir? 

Resul-i Ekrem şöyle buyurdu; Onlar, benden sonra benim halifelerim ve Müslümanların imamlarıdır Ey Cabir! Onların ilki Ali b. Ebu Talip, sonra Hasan, sonra Hüseyin, sonra ali b. Hüseyin, sonra Tevrat'ta ismi Bakır diye anılan Muhammet b. Ali'dir.

Ey Cabir! Sen, onu göreceksin. Gördüğünde benim selamımı ona iletirsin. Ondan sonra Cafer b. Muhammet es-Sadık, sonra Musa b. Cafer, sonra Ali b. Musa, sonra Muhammet b. Ali, sonra Ali b. Muhammet, sonra Hasan b. Ali ve sonuncusu Allah'ın yeryüzündeki hücceti ve kulları arasındaki saklantısı olan ve dahi benim isim ve künyemi taşıyan Hasan b. Ali'nin oğludur.

O ki, şanı yüce Allah, onun eliyle yeryüzünün doğusunu ve batısını fethedecektir. O ki, dostlarının gözünden gaybete çekilecektir. Öyle bir gaybet dönemi ki, o dönemde Allah'ın kalbini imanla imtihan ettiği kimseden başkası onun imameti üzerinde sabit kalmayacaktır…

Hadisleri sıhhati hakkında

Eğer biz, kişisel görüşümüze ve hevamıza göre fetva verseydik, kesinlikle helak olanlardan olurduk. Bilakis biz, insanlara Resülullah’tan (sav) gelen hadislere dayanarak fetva verdik

 

İmam Cafer (a.s) buyuruyor ki; "Benim sözüm, babamın sözüdür. Babamın sözü, dedemin sözüdür. Dedemin sözü, Hüseyin'inin sözüdür. Hüseyin'in sözü, Hasan'ın hadisidir. Hasan'ın sözü, Emirü-l müminin Ali'nin sözüdür. Emirü-l mümininin sözü Resulullah'ın sözüdür. Rsulullah'ın sözü ise yüce Allah'ın sözüdür…

"Eğer biz, kişisel görüşümüze ve hevamıza göre fetva verseydik, kesinlikle helak olanlardan olurduk. Bilakis biz, insanlara Resülullah'tan (sav) gelen hadislere dayanarak fetva verdik.

İlmin temelleri bizim yanımızdadır. Bunları babadan oğla miras alırız ve şunların altınlarını, gümüşlerini korudukları gibi bizde ilmi saklayıp, koruruz." 
Hadisleri sıhhati hakkında

İmam Cafer'e (a.s) göre hadislerin sıhhat derecesi Kuran ile çelişip, çelişmediğine bakılarak anlaşılabilir. Bu konuda şöyle buyurmaktadır; "Hadislerin Kuran'a uymayanları, uydurmadır."

Yine "Her hakkın üzerinde kendini belli eden bir hakikat vardır. Her doğrudan bir nur yansır. Allah'ın Kitabına uyanı alın. Allah'ın Kitabına muhalif olanı ise terk edin."
Kurtuluşa eren kişi nasıl tanınır?

Mufaddal b. Ömer İmam'a sordu; Kurtuluşa eren kişi nasıl tanınır?

Buyurdu ki; "Eğer bir kişinin yaptıkları, dediklerine uyuyorsa, o kişinin kurtuluşa erdiğine şahitlik et. Veya kurtuluşa eren kimse olduğunu yay. Bir kimsenin yaptıkları ile dedikleri uymuyorsa, o kimse bilginin deposu gibidir. Dini ise sarsaktır." 


İmam Cafer (a.s) buyurdu ki: "Allah'ın (c.c) iki çeşit azabı vardır; Biri ruhtan, diğeri ise insanların birbirine musallat olmasından kaynaklanır. Ruhtan kaynaklanan hastalık ve fakirliktir. İnsanların birbirine musallat olmasından kaynaklanan ise beladır.

Nitekim Allah (c.c) şöyle buyurmuştur; "Böylece biz, kazandıkları şeyler (günahlar) yüzünden zalimlerin bir kısmını, bir kısmına musallat ederiz." (Enam Suresi 129)

Demek ki, ruhun günahının cezası hastalık ve yoksulluktur. Bazı insanların, bazısına musallat olmasının sonucu ise intikam almaktır. Bunların hepsi müminler için dünyevi bir cezadır. Ama kafirler için hem bu dünyada ceza var, hem ahirette. Bunların tümü sadece günah sebebiyledir.

Günah şehvetten kaynaklanır. Şehvet, müminin hata ve unutkanlığından kaynaklanır. Veya mecbur ve güçsüz olmasının neticesinde olur. Kafir tarafından vuku bulan şeyler ise kasıt, inkar, tecavüz ve hased sebebiyledir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor; "Kitap ehlinden çoğu, kendilerindeki hasetten dolayı sizi iman ettikten sonra küfre döndürmek isterler." (Bakara 109) 

Ey Resulullah’ın oğlu! Sizi sevenler kaç gruptur?

Bir adam İmam Cafer’in (a.s) huzuruna geldi. İmam, ona sordu; “Kimlerdensin?” Adam; “Sizi sevenlerden ve sizin takipçilerinizdenim” dedi

 

Bir adam İmam Cafer'in (a.s) huzuruna geldi. İmam, ona sordu; "Kimlerdensin?" Adam; "Sizi sevenlerden ve sizin takipçilerinizdenim" dedi.

İmam buyurdu ki; "Bizi sevenlerin hangi kısmındansınız?" Adam susup, kaldı. O mecliste bulunan Sedir, "Ey Resulullah'ın (sav) oğlu! Sizi sevenler kaç gruptur?" diye sordu.

İmam da şöyle buyurdu; "Bizi sevenler üç gruptur. Birinci grup bizi sadece açıkta sever, gizlide değil. Bir grupta bizi gizlide sever, açıkta değil. Diğer bir grup ise bizi hem gizli de sever, hem de açıkta. İşte bu gurup en üstün olanıdır.

Bunlar tatlı ve bol kaynaktan susamışlıklarını gideren, Kuran'ın tevil ve tefsirini bilen, hakkı batıldan ayırt eden ve sebeplerin sebebini (Allah'ı) tanıyan kimselerdir. Bunlar toplulukların en üstün olanıdır.

Fakirlik, yoksulluk ve çeşitli belalar atın süratinden daha hızlı bir şekilde onlara yönelmektedir. Onlar şiddet ve çilelere uğrar, sarsılıp, işkence görür, bir kısmı öldürülüp, bir kısmı yaralanır ve uzak şehirlere dağılırlar.

Allah (c.c) onların hürmetine hastalara şifa verir, fakirleri ihtiyaçsız kılar, size yardım eder, yağmur gönderir ve sizi rızıklandırır. Sayıları azdır ama Allah (c.c) katında değer ve mertebe bakımından pek yücedirler.

İkinci grup ise grupların en aşağısıdır. Açıkta (dilde) bizi severler ama padişahların yolundan giderler. (Onların yaşayışları gibi yaşarlar) Dilleri bizimledir, kılıçları ise aleyhimizedir.

Üçüncü sınıf ise vasat olan sınıftır. Gizlide bizi severler. Fakat kendilerini muhafaza etmek için sevgilerini açığa vurmazlar. Canıma and olsun ki, eğer onlar gizlide gerçekten bizleri seviyorlarsa gündüzleri oruç tutarlar, geceleri ibadet ederler ve çehrelerinde zahitlik eseri görünür. Yine onlar sulh ve itaat ehli olurlar."

O adam "Ben sizi hem gizlide, hem açıkta sevenlerdenim" dedi.

İmam buyurdu ki; "Bizi gizlide ve açıkta sevenlerin bazı alametleri vardır. Onlar bu alametlerle tanınırlar." Adam; "bu alametler nelerdir?" dedi.

İmam şöyle buyurdu; "Bunlar birkaç özelliktir. İlk şudur; onlar tevhidi hakkıyla kavramışlardır. Tevhid ilmini sağlamlaştırmışlardır. Allah ve sıfatlarına iman etmişlerdir. Ve daha sonra imanın sınırını, hakikatini, şartlarını ve tevilini bilmişlerdir."

Sedir, "Ey Resulullah'ın (sav) Oğlu! Şimdiye kadar imanı böyle vasfettiğinizi duymamıştım" dedi.

İmam dedi ki; "Evet, Ey Sedir! İmanın kimse olduğunu bilmeden önce kimsenin "iman nedir" diye sormaya hakkı yoktur."

Sedir; "Ey Resulullah'ın (sav) Oğlu! Eğer uygun bulursanız bu sözü açıklayın" dedi.     
 
İmam şöyle buyurdular; "Her kim Allah'ı (c.c) kalbi tevehhümlerle tanırsa ortak koşmuş ve kim Allah'ı manayla değil de isimle tanırsa eksikliğini kabul etmiştir. Çünkü isimler hadistir. Sonradan meydana çıkmıştır. (Allah'ın mukaddes künhü ise kadimdir) Kim, isim ile manaya birlikte taparsa (ismi) Allah'a ortak koşmuştur. Kim, manaya idrak vasıtasıyla değil de sıfat vasıtasıyla ulaşırsa imanını gayb olan bir şeye atfetmiştir. 

Kim sıfat ve mevsufa taparsa tevhidi batıl etmiştir. Çünkü sıfat mevsuftan ayrıdır. (İkilik tevhitle uyuşmaz) Kim, mevsufu sıfata izafe ederse (sıfatla mevsufu tanımak isterse) büyüğü küçültmüş ve Allah'ı layıkıyla tanıyamamıştır."
"Öyleyse Tevhide ulaşmanın yolu nedir?" diye sorduklarında şöyle buyurdu;

"Araştırma yolu açıktır ve bu çıkmazdan kurtulmakta mümkündür. Hazırda olan bir şeyi tanımak, sıfatını tanımaktan öncedir. Ama gaybın sıfatını tanımak, onun kendisini tanımaktan öncedir. (Allah (c.c) hazır olduğu için önce Allah'ı tanımak gerekir, sonra öbür varlıkları)

"Hazır birisinin şahsını sıfatlarından önce nasıl tanıyabiliriz?"
Buyurdu ki; "ilim ve idrak önce O'nun şahsına taalluk eder ve daha sonra (O'nun kudretinin bir eseri olan) kendini de O'nun vesilesiyle tanırsın. Kendini kendi vasıtan ve kendi vücudunla (Allah'ın vücudundan müstakil olarak) tanıyamazsın.

Bilmelisin ki, vücudunda olan her şey O'nun içindir ve O'na bağlıdır. Nitekim Yusuf'un kardeşleri Yusuf'a şöyle dediler; "Şüphesiz ki, sen Yusuf'sun. Yusuf'ta "evet, ben Yusuf'um" dedi. Ve buda kardeşimdir, dedi." (Haşr suresi 6-7) 

Yusuf'un kardeşleri Yusuf'u, kendisinin vasıtasıyla tanıdılar. Başkasının vasıtasıyla değil. Onlar Yusuf'un Yusuf olduğunu kendi vehim ve hayalleri vesilesiyle tespit etmediler.

Allah'ın "Bahçelerin bir ağacını dahi bitirmek sizin için mümkün değildir" (Neml 60) diye buyurduğunu görmüyor musunuz? Yani, kendi tarafınızdan bir imam seçmeye ve kendi iradeniz ve isteğinizle onu hak sahibi olarak adlandırmaya hakkınız yoktur…

Kıyamet günü Allah (c.c) üç grupla hiç konuşmayacak, onlara (rahmet gözüyle bakmayacak) ve onları (günahtan) temizlemeyecek ve onlar için elemli bir azap vardır.

1-Allah'ın bitirmediği bir ağacı diken kimse, yani Allah'ın tayin etmediği bir kimseyi imam olarak belirleyen kimse.

2-Allah'ın seçtiği bir imamı inkar eden kimse.

3-Bu iki grubun İslam'dan payı olduğunu sanan kimse. 

Allah (c.c) şöyle buyuruyor; "Rabbin dilediğini yaratır ve seçer. Seçmek diğerlerine ait bir hak değildir." (Kısas 68)  sh:413

"Kim! Allah'ın velilerine sövenlerin yanında oturursa, Allah'a isyan etmiş olur. Kim! Bizim aleyhimize yönelik bir tavıra karşı koyacak gücü olmadığı için öfkesini içine atarsa o, yüceler aleminde benimle beraberdir." 

Tüm GÜNCEL MESELELER